
Beyaz çoraplarnı, makosen ayakkabısını, militaist ezgiler taşıyan giysilerini, şapkasını, tek eldivenini ve belki de en çok dansını bize sevdiren adam da öldü gitti sonunda. Sanıyorum bir dönemin yaşadığı Elvis'in ölümü şokunu şu anda benim gibi 80'lerde çocuk olmuş kuşak yaşıyor... Hayır MJ'yi oturup da hergün öğün bazında dinlemiyorum, hatta öldükten sonra her yerde şarkıları çalınmaya başlamasına kadar da uzun zamandır dinlememiştim ama kendisi en nihayetinde müziğe bir şekilde ilgi duymaya başladığım ilk yıllarda parasını verip aldığım ilk kasedin (Dangerous) sahibiydi. Benzer şekilde sonraki History albümünü de iki kaset olması dolayısı ile hatırı sayılır bir mebla ödeyerek almıştım... Kasetler hala duruyor ancak kasetçaların devri çoktan geçtiğinden yıllardır dinlenilmediği gibi atılmaya da kıyılamadı. Şimdi bu adam da ölünce zaman sanki daha hızlı geçmeye başladı yani zaten hızlıydı aslında ama kendini daha çok hissettiriyor gibi. Tabii buna son zamanlarda iki müşterimin beni 38 yaşında sanmasının ve benim de hatun kişiler gibi bunu kompleks yapmamım ardından da etrafta 26'yım lan ben diye dolaşmak istememin nedeni de olabilir... İşin sonunda youtube'u ilk keşfettiğim günlerde "how to moonwalk", "how to sidewalk" gibi aramaları bana yaptıran ve şimdimin olmasa da çocukluğumun önemli kahramanlarından olan adamlardan biri daha gitti... Ardından çok yazıldı çok çizildi seveni sevmeyeni (ki sevmemeleri için de nedenleri yok denemez) aklındakini döktü ortaya, ben de birşeyler karalamak istedim.
Billie Jean ile uğurluyorum kendisni...

0 yorum:
Yorum Gönder