Round 1


Allah kimseyi devletin herhangi bir kurumu ile iş yapacak duruma getirmesin. Ne polisine, ne doktoruna, ne belediyesine, ne de bilimum memur kesimine... Bilmiyorum bir ton ülke dolanıp da oradaki sistemlerin nasıl çalıştığını görmedim ama kendimizi avrupalı saymaya çalıştığımızdan dolayı, onlar gibi olmaya çalıştığımız ülkerle karşılaştırınca daha onlara gitmeden bizim sistemin bir boka benzemediğini çok rahat kafadan söyleyebiliyorum. Hatta bir adım ileri gideyim bizdeki kadar işini sevmeden yapan devlet çalışanı tayfası yoktur herhalde. Hangi memura birşey sorsan hepsi kapı duvar hepsi bir mutsuz ve memnuniyetsiz... Ulan danışma yok birşey yok herşeyi sağa sola astığınız dandik tükçeli, artık sararıp solmuş ve sadece kendinizin anlayacağı şekilde yazılarla doldurduğunuz A4 kağıtlardan öğrenmemiz mümkün değil anlayın işte... Neyse...
Geçen gün motorun devir teslimini noterde çoktan bitirdiğimden trafik tescildeki işlemler için ilgili birime gittim. Aynı yere daha önceki motorun bir takım zımbırtıları için de gitmiştim ama geçen günkü deneyimden çok farklı bir deneyimle karşılaşmamıştım o sebepten de mümkün mertebe tescilden kaçtım ama nereye kadar, en fazla bir ay kaçabiliyorsun yoksa şık diye sokuyorlar cezayı. Neyse efendim elimde noter satış belgeleri ruhsat falan fişmekan gittik devletimin güzel dairesine içeriye bir ton insan yığıldı ve hop dakka bir gol bir, numaratörden sıra almayın bugün öğleden önce gelenlerin işleri halledilecek dendi ve bizim iş orada yattı. Neyse ulan hay bin kunduz falan derken etrafta danışma falan da olmadığı için benim gibi orada takılan kurbanlardan öğrendiğim kadarı ile yapmam gereken ve numarasız halledilebilen bir ön yazışma varmış, bu ön yazışma dedikleri ilgili ilin trafik tesciline bir mail atıp sonra cevabını beklemek, atla deve değil ama 3 gün sürüyor, ancak o zamana cevap geliyor. Herşeyde olduğu gibi bunda da kimlik fotokopisiz asla işlem yapılamıyor, anlamadım bu kimlik numaları süs diye mi verildi bize... Neyse yazışma başvurusunu yaptık, sonra gittik "muameleci" de sizin gidip üç kuruşa alabileceğiniz ancak ayarlı bir yazıcı veya programınız yoksa asla dolduramayacağınız bir kağıdı sırf adam sizin için bilgisayar çıktısı olarak dolduruyor diye en güzelinden bir hava parası verdik, dosyamızı hazırlattık, yeni sigortamızı yaptırdık şimdi hafta başını beklemedeyiz. Birinci round böyle geçti 2. round çok daha çetrefilli olacak eminim ama yılmamalıyım pazartesi ilk iş saat 8:30da adamların kapasındayım numaratörden 1 numarayı kapmaya and içtim....

Neyse canımızı sıkmayalım, eğlenelim... Beyonce sevmem ama Pomplamoosemusic severim, izleyin siz de sevin...

Under family attack!


İnsan yalnız yaşamaya ve onun getirdiği bir takım şeylere çok çabuk alışıyor. O eski anne babanın evindeki acayip şımartılmışlığın verdiği rahatlıktan fersah fersah uzakta ve sefillik içinde de olsan alışıyorsun. Yani dağ gibi olmuş bulaşıklar ya da western filmlerindeki çalı hesabı evde bir sağa bir sola uçuşan toz topakları gayet sıradan bir hal alıyor. Aynı şekilde akşam önüne konmayan meyveleri (soyulmuş kabukları çekirdekleri ayıklanmış olur bunların) ya da sen evde yokken toplanıp şekle şemale sokulan odanın eksikliğine bir şekilde alışıyorsun. Doğal adaptasyon direk sağlanıyor. Meyvelerin yerini kahve ve kuruyemişler belki cipsler toplu odanın yerini günllük değiştirilmiş kıyafetlerin yaptığı küçük tepecikler alıyor zamanla. Tabii bu genel dağınıklık ve miskinlik örnekleri benim için geçerli, illa ki ortada süper nizam intizam tertip düzen insanları mevcuttur ama yok arkadaş ben onlardan olamadım hiç, olabileceğimi de pek sanmıyorum bu vakitten sonra. Ha bunları niye anlattım şu eve taşındım taşınalı evde halen daha ilk gün aldığım mobilya ve takım taklavata ciddi anlamda bir ek yapmış değilim. Hatta taa o zamanlarda alınıp daha halen montajı bekleyen bir takım zımbırtılar da cabası. Ha işte ne oldu bu haftasonu aile ziyareti vasıtası ile tüm eksiklerim giderildi gibi birşey. Bizimkiler halime acıyıp büyük bir imeceye giriştiler ve 3 günlük hummalı çalışmanın ardından artık evde perdelerim, giriş kapısı ardında askılığım, hemen tepemde duran 1 yıldır durduğu yerde eskimiş ve yıllanmış rafım ve çöpleri bile düzenlenmiş odam var. Ama bunlar yeterli değil benimle ilgili planları daha nihayetine ermedi, korkarım ki bir koltuk aldırmadan evi terketmeyecekler ve hatta yanlarında getirdikleri tv'yi de bana kakalayacaklar ama hazırlıklı olmam lazım, rehavete kapılmamalıyım....
Ha bir de alakasız ama ikea'dan ayaklı tepsi aldım süper oldu hem asıl amacında hem de bilgisayar başında sehpa olarak kullanabiliyorum, pek güzel. Ayrıca ikea demişken bkz: http://ikeahacker.blogspot.com/

Ve sonunda....

Bundan yaklaşık 4,5 yıl kadar önce ilk motosikletimi aldım ve henüz daha geçen ay doğumgününme kadar da kendisi ile birlikteliğimiz sürüyordu. Son iki senedir falan da bünyede daha büyük motor alıp daha uzun yollara daha kısa sürede ve hatta mümkünse yolculu ve yüklü olarak yol alma fikrinin verdiği kaşıntı da yok değildi. Nitekim o büyük gün geldi çattı. Uzuuuun araştırmalar, mali denge problemleri, artılar ve eksiler derken istediğim motoru belirledim ve sonunda kendisine sahibim artık. Motoru gidip Badrum'dan aldığımdan dolayı daha alır almaz kendisi ile 300km'ye yakın yol yapınca daha şimdiden onca araştırmanın çok da boşuna olmadığını gördüm. Tabii yol boyunca "i love you baby, i need you...." gibi şarkıların dudaklarımdan düşmediğini ve her gazı açışımla yüzümde beliren aptal sırıtmayı söylememe gerek yok sanırım. Velhasıl kelam uzun zamandr hayalini kurduğum motora şimdi sahibim... Eeee sırada "pimp my bike" safhası var. Alet neredeyse stok halinden çok farklı olmadığından üzerindeki aksesuarlar için biraz çalışma yapmak lazım.

Bir de tam bu motosiklet sevincinin üzerine couchsurfing'den Almanya-Hindistan seferini yapan bir elemanı evde bir gece ağırlamak pek de iyi olmadı sanki, adam resmen tüm gezme ve yolda olma duygularımı depreştirdi...
Umarım bir gün çok yaşlanmadan böyle bir gezi yapmak bana da nasip olur...

Yandaki fotoğraftaki eleman Hindistan yolcusu, yukarıdaki ise benim yeni traktör.

2 Teker

2005 yılından bu yana süren ve bana motosiklet kullanmanın zevkini tattıran sevgili ilk motorumla yollarımızı 19 ekim itibarı ile ayrıldık. Aslında kendisinden ayrılmamak için türlü bahaneler öne sürsem de ne yazık ki hem bir sonraki motora bir adım daha yaklaştıracağından hem de yeni motorun gelişi ile muhtemelen kendisi ile olan gezintilerimize sekte geleceğinden yollarımızı ayırmanın en güzel seçim olduğuna karar verdik... Verdik de motoru alan adam gelip ilk kaporayı verdiğinde gözlerim inceden dolar gibi olmadı değil, herif doğumgünümde motorumu aldı lan, ucuza da gitti zaten :( ....
Neyse şimdi tek silindirli atımın arayışlarına başladım hatta inceden seferlere de çıkar oldum da daha eli yüzü düzgün birşeye rasgelemedim, bir de kahretsin ki mezarcının önde gideni olduğumdan bu motor işini mümkün mertebe ucuza hatta bedavaya kapamaya çalıştığımdan biraz ince eleme sık dokuma yapmak mecburiyetindeyim.

İnce eleme derken ulan gittik o kadar zaman sonra -ki bu rahat 7 seneye denk- bir telefon alalım dedik oh fiyatı düştü şahane falan derken aldık telefonu mis gibi giriyoruz internet şu bu mobilin en kralı oldum dokantaçdis takılıyorum lan oh yeah man oh yeah derkene aradan 2 ay geçmeden benim aldığım telefonda bir damping, aynen bana 100-150 lira kaçıverdi bir anda... Ulan nasıl içime oturdu, o kadar bekledim iki ay daha bekleseymişim ya... Yok arkadaş bundan sonra 1 sene geçmeden almam telefon falan, zamanında takip etmediğimizden çok fena punduna geldik. Bundan sonra daha dikkatli olacağımdır yani 7 sene sonra falan :P

So tell the girls that i am back in town...


Evet sevdiğim dönemlerdeyiz. Hava hafif kapalı ama yağışlı değil, gökyüzünde bulutlar var ve arada sırada güneş yüzünü gösteriyor, hava sıcaklığı da tam klima ile ayarladığımız cinsten 19-21 derece arasında, arabada ise klima çalıştırmaya gerek yok, üzerimize aldığımız ağırlık yapmayan kıyafetler yeterli çünkü hava ne ısıtıyor ne üşütüyor... Mükemmel. Uzun zaman aradan sonra blog yazmaya geri dönmek için güzel zamanlar, değerlendirmek lazım.


Tatil notları

Yıllık iznimin bir haftalık bölümünü geçen hafta itibarı ile tırtıklamış bulunuyorum. İzin demişken de alınan 5 günlük iznin iki haftayı birbirine bağlıyor diye içine cumartesiyi de katıp 6 gün sayılmasını sağlayan ey insan kaymakları (evet kaymak) selam ederim sizlere....

Neyse konumuz tatil. Neden bilmiyorum oldum olası çok hareketli bir acayip tatil ortamlarını sevemediğimden bu sene de soluğu Dalyan'da aldım. Gölün kenarında sabah yamacınıza gelen caretta caretta'larla ve kayalara oyulmuş kral mezarları ile ambiyansı muhteşem Dalyan'ın bu defa civar bölgelerini de azıcık dolandım. Gittiğim yerleri şöyle bir anlatayım belki birilerine yardımı dokunur.


İztuzu plajı
, bence tam anlamı ile bir plaj. Çoook uzun, kumluk, denizin derinleşme eğrisi güzel, deniz zaman zaman ılık denebilecek sıcaklıkta, yeme içme açısından tesis mevcut vs... İztuzu plajı o kadar geniş ki ya isterseniz göl ve çay karışımı bir yolda tekne ile 20 dakikada bir ucuna ya da yine yaklaşık bir 20 dakikalık yolculuk ile diğer ucuna ama bu defa karadan gidebilirsiniz. İki uçta da sunulan olanaklar aynı.
Sarıgerme, Dalyan'a biraz uzak kalsa da gidilmesi gereken bir yer, yine geniş bir plaj mecut ancak deniz birden derinleşen türden, bilimum rüzgar sporunu yapabiliyor kano falan kiralayabiliyorsunuz, hemen az ilerideki adaya ister yüzerek ister kano ile gidebiliyorsunuz.
Sedir Adası, tam bir hayal kırılığı. Kleopatra ve Sezar'ın yiyişmek için kıça kaçmayan kum getirttiği ada burası. Kumları ile ünlü ancak kumların sizin için bir numarası yok çünkü zaten hepi topu 5 metrekarelik alanda bulunan kumlara oturmanız dokunmanız vs yasak. Denize girdiğinizde dipten çıkartıp inceleyebilirisniz ancak çok etkilenmeyi beklemeyin. Denize girilebilen alan çok dar olduğundan ve oldukça yerli yabancı turisti çektiğinden denize girilen koyun neredeyse havuzdan farkı yok. Unutmadan adaya gidiş geliş ve ada ayakbastı ücreti toplamda 20 lira tutuyor, ayak üstü düdüklüyorlar anlayacağınız. Sedir adasına dair aklımda kalan tek güzel şey yolda uğradığımız Çınar Restoran, yolunuz düşerse illa uğrayın.
Dalyan'dan sonra iki gece Bodrum'da konaklamak istedik ancak Bodrum Dalyandan sonra çok yavan gelince ilk geceden sonra koşarak Çeşme'ye doğru uzaklaştık. Bodrum yıllar önce gittiğimden çoook daha kalabalık ve kötüydü, çarşısının içinden bir daha geçmemek için ara sokaklardan (gerçek Bodrum sokaklarından ve evlerinin arasından) geçmem dışında Bodrum'dan zerre zevk alamadım yine. Ha denizi güzeldi ama hakkını yemeyelim. Bu defa Bodrum içi değil de Ortakentyahşi'de konaklamayı tercih ettik ama orası da Büyükçekmece gibi bir yer çıktı... Gelelim Çeşme'ye, sanıyorum Çeşme'yi ilk defa bu kadar kalabalık gördüm. Akşam Alaçatı'da şarap-peynir ziyafeti güzel geldi. Ertesi gün İzmir'e dönüşte Hilton civarını bomboş görüp araba park etmek için hiç yer aramayışımdan tüm İzmir'in çeşmeye transfer olduğunu doğrulamış oldum.

Orman yangını

Geçen gün Aydın'dan dönerken Efes çıkışının az ilerisinde yükselen dumanları gördüm. İlk başta gözüme çok görünmeseler de dumanlara doğru pike yapan itfaye uçaklarını ve helikopterlerini görünce işin ciddiyeti belli oldu. Bereket yanan yerin yemen yanı denebilecek bölgede su havzası var, helikopterlerler buradan su alabiliyor ama uçakların nereden su taşıdığını bilemiyorum açıkçası. Pek bu tip olaylarla karşılaşmadığımdan bol bol fotoğraf çektim, zaten uçabilen makineleri de seviyorum bahane oldu...

Su toplayan heliler, sol tafta yanan yer de görülüyor

Olaya müdahele

Ve son olarak artık çok geç diyebileceğimiz kısım

Bu yanmış orman görüntüsü acayip sinir bozucu birşey.